27 Ekim 2012 Cumartesi

Hurricane

Ne başlık bulabiliyorum ne de yazacak bir şey.. Sadece eski yazdıklarıma bakıyorum, "Ne kadar da çabuk geçmiş zaman" diyorum.. Kalakalıyorum.. İçimde bir şeyler kıpırdanıyor. Sonra "Boş ver, içe atmaya devam" deyip kestirip atıyorum.

Zaman çok çabuk geçti ama.
Kırgınlıklar, nefretler, yaralar, üzüntüler.. Hasar bıraktı hepimizde. Tecrübeler çok ağırdı.
Ama zaten yaşamın kendisi bu değil miydi?
Hep en baştan başlamak. Hep daha iyisini yapmak. Yenerken de yenilirken de.
Bizi biz yapan öğelerdi bunlar.
Doğru yolu bulmak için yaptığımız seçimlerdi.


Şimdi gün geçtikçe duruluyoruz.
Enerjimiz azalıyor.
Üstüne "yaş" denen faktör geliyor.

ATP azlığı yaşıyoruz.
Ve de zaman sıkıntısı..

Her geçen gün, daha bir robotlaşıyoruz.
İçe dönemiyoruz.
Dışa dönük yaşamayı tercih ediyoruz.
Seçtiğimiz maskeleri takıp dolaşıyoruz.
Ama onları çıkardığımız gün, belki de idamımız olacak gün.
Sevemiyoruz çünkü kendimizi.
Halbuki her birimiz bir mucize değil miydik bu dünyaya gelen?

Zor zamanlar geçirdik.
Lütfen pes etme.
Güne gülerek başla.
Nefes aldığını hisset.
Hala var olduğunu.
Hayat aslında para pul maske değil.
Hayat aslında var olmak. Her şeyin farkında olmak. Bir yağmur damlasından tut da, uçan kuşa kadar farkında olmak.


Ben ve benim gibiler, sen ve senin gibiler; farklı olmaya geldik. Ama her geçen gün daha da zorlaşıyor bizim için.
Olsun.

Yenilsen de kazansan da üzülme. Hepsi geçici.
Kalbin kan pompalamayı bıraktığı an yoksun bu dünyada. Bu boyutta.
Kalbin çalıştığı için şükret, vücudunda akan kanı hisset.
Onca insan ölürken sen yatağında yatarken sıkıntı ya da huzurla, dökülen kanların bir önemi olsun.

Hayat zor.
Zorlaştırılmış daha doğrusu.
Ama güzelliğini kimse bozamaz. Senden başka.
Bozma.
Pes etme.
İnan; her şey güzel olacak. 

10 Şubat 2011 Perşembe

Çok eskilerden: "i'll always remember the chill of november.."

evet, senden yardım istemiştim. sanki böyle olacağını bilmiyormuşcasına..
içten birşeydi benim beklediğim; yalan değil.
gerek de yoktu zaten. neden olduğunu da hiç anlayamadım, tıpkı ben yaşananlara son verdiğimde takındığın tavır ve hareketler gibi. ne gerek vardı herşey güzellikle halledilebilirken.. biz koskoca insanlar olmusken? sanırım tam tersine daha da küçülmekteyiz..
hayır, kızgın değilim.
olamıyorum, olmak için de çaba harcamıyorum. senelerin hatrını çoktan yedim bitirdim ben. bu içten gelen bir duygu. engellemiyorum kendimi. sadece, "ya eğer yanlış anlaşıldıysam?" diye endişeleniyorum.

değişmişsin gerçekten.
kalp kırma işinde ustalaştığın bir gerçek. neyse ki alışkınım ben. koymadı o yüzden..
üzüldüğüm şey, yapmak isterken neden istemediğini yaptığın. buna anlam veremedim işte. en ufak bir şekilde sana zarar gelmeyecekti; buna en başta ben izin vermezdim.
gel-gitler içinde değilken sen, bir daha arkana bakmamak üzere gittin. ben ise olgunlaşmanı, uzun süren git'lerinin bitmesini ve hayatın bana oynayacağı oyunları bekliyorum. bu sefer eski duygu'lardan uzak, kin tutmadan.. çünkü ben kaderimi böyle çizdim. istediğin kadar yıl geçsin, inan sorun değil,ama ben bu yoldan geçeceğim. bu sefer kıyılara vuran dalgalar olacak ben seninle konuşurken günbatımında. hayatı tartacağım belki de senin hiç sahip olamadığın o terazide. çiçek kokusu istemiyorum. yosun kokusu iyidir geçmişi gömmek için. ama kumlara değil. yüreğimin taa derinliklerine..
beyaz sayfamdaki mürekkep lekesinin silinmeyeceğini öğrendim ben.
ama biliyorum şöyle bir denizde gezdirsem,lekenin gideceğini.
bunun güçsüzlükle alakası yok. bilirsin en ücra köşelere saklanabilirken ya da yırtılıp yakılıp çöplere atılabilirken,onu kucaklayan ve kurtaran denize emanet ederiz geçmişimizi. denizin üstündeyken, uzaklara bakarken anlarsın asla hiçbir şeyin geri gelmeyeceğini ve her şeyin mevsimler gibi değiştiğini. günü yakalama çabasında da olsan vardır hep bir geçmiş aklının bir yerinde.
korkma.
dedim ya kızgın değilim diye. üzülme de. biten her ne olursa olsun, güzel bitmeli. senelerin hatrı için değil, kendime ve yaşadıklarıma duyduğum ve daha da fazla duymak istediğim saygı için. kabuslardan uyanıp ışıklı yollarda yürüyebilmek için.
aynalara bakıp gülümseyebilmek, yalan söylememek için...
hangi mevsim olduğu önemli değil.
mevsimler geçer,mevsimler değişir..
kasım'ın o dondurucu soğuğu kendini baharın ılık esen rüzgarına bırakır. o rüzgarla gel işte korkmadan. özgür ol yine o rüzgarla. bu sefer elimizdeki değil, kalbimizdeki kutuları gömelim yosun kokusuyla..


"dün sabaha karşı kendimle konuştum
ben hep kendime çıkan bir yokuştum.
yokuşun başında bir düşman vardı
onu vurmaya gittim, kendimle vuruştum. (Ö.A.) "

I wonder, who's crying now ..

Ne kadar çabuk geçiyor zaman değil mi? Herkes ne kadar çok zorluklar yaşıyor.. Bu zorluklar içinde kaçımız empati kurmayı becerebiliyoruz acaba? Kaçımız,  "Acaba karşımdaki doğru söylüyor olabilir mi?" diyoruz ? Defalarca birbirimizi kırmaktan usanmıyoruz. Bu hayat bizi o kadar bencilleştirdiki.. Ve bu "kır-yapıştır"larla kaşarlanıp o kadar hissizleştikki..  Her seferinde affedip tekrar bekliyoruz içimizdeki kini kusmayı, ya da karşımızdaki tarafından kusulmasını. Mutlu olmak bizim için çok zor artık. Farkında olmak kadar acı birşey yok gerçekten. Hiçbir şeyi fark etmemek, umursamamak, sürekli harcamak daha güzel. Belki bencilliğin daniskası, ama yalan yok, çok güzel. 
Ne zaman akıllanacağız bilmiyorum. Kırılmaktan iki büklüm oldum artık. Yanlış anlaşılmaktan, hemen yargılanmaktan, aşağılanmaktan, hakaretlere maruz kalmaktansa bıktım. Yinede, bekliyorum. Neyi beklediğimi çok iyi bilerek bekliyorum. Artık o tezcanlı kız değilim. Büyüyorum. Bugüne kadar sabrettiğim,emek verdiğim şeyin bir anda elimden uçup gitmesine asla izin veremem. Hani hep derler ya "Gün gelir devran döner", ya da çoğu filmde dizide konusu işlenir; işte gerçekten o gün gelecek hissediyorum. 
Bir yandan düşünüyor insan, "Gelse ne olacak?" diye. Karşındaki insan olduğunu fark edecek mi ? Oturup düşünecek mi? Birilerine bir şey anlatmak için illa kötü bir şey mi gelmeli başa, bunu hiç anlamış değilim. İnsanlar sanırım yüzleşmekten korkuyorlar. Korkuyorlar, çünkü onları haksız çıkaracak şeyler var karşı tarafta. Kim ister ki deli gibi saldırıya geçmişken haksız bulunup durdurulmayı. Ne kadar zevklidir o kırılan kalbin sesini duymak.. Ah nasıl bir hazdır o! O hazla büyük bir cesaret gelir insana, daha da ileri gider. Sanki kör gibidir, sanki sağır.. Dış dünyaya kapalı, o an için tanımadığın biri karşında durur tüm kiniyle. Hem ona hem yaptıklarına acırsın. 
Peki karşımdaki hiç mi üzülmüyor? Beni boş yere haksız yere düşüren insan daha sonra üzülüp "Beni üzdü barışmaya gelmedi" de diyecek mi? Yine bencil mi davranacak? Yoksa benim halimi düşünüp ağlayacak mı benim gibi ? Kim haklı çıkacak?! Kimse veremez ki bana bunun cevabını.. Herkes kendini düşündükçe, empati kurmadıkça kimse veremez bunun cevabını.. Herkes doğru çünkü bu zamanda. Herkes kendini birilerine doğrulatma, ispatlama çabasında. Kimse kimsenin umrunda değil. Açık ve net. Bir şeyler yapmaya yaratmaya çalışırken tüm iyi niyetinle, yine kendini kapı önünde buluyorsun. Ne var ki hayat bu işte. "Yap ve boz"lardan ibaret. İstemesen de ama, itinayla yapılır ve bozulur...

Beni dinlemeden, anlamadan konuşup parçalara bölüp ahımı alan herkese.. Mutsuz günler efendim!

7 Kasım 2010 Pazar

breathe me.

Help, I have done it again
I have been here many times before
Hurt myself again today
And, the worst part is there's no-one else to blame.

14 Haziran 2010 Pazartesi

maybe i like it this way..

yeni şablonları görünce "artık değiştirmenin zamanı geldi" dedim. zaten bilgisayarım bozuk olduğu için çok fazla giremiyorum, yazamıyorum. bazı zamanlar çok istiyorum buraya tüm açıklığı ile herşeyi yazmayı. seviyorum çünkü burayı. evimin bahçesindeki gizli yerim gibi. hani çocukken gittiğimiz hep özel bir yer vardır ya, onun gibi sanırım. bahçe içinde rengarenk çiçeklerle dolu huzur dolu bir orman.. herkes görür aslında o gizli yeri, biz çocuk aklıyla kimsenin göremediğini sanırız. ama kimse göremez senin ona baktığın şekilde. kimse o yere baktığında ağaçları göremez ya da rengarenk çiçekleri..
bugün çocukluğumu özlediğimi farkettim. o saf, çekinik, sevgi dolu, çıkarsız halleri.. komik belki de ama barbie bebeklerimi özledim. babam fedakarlık yaparak alırdı belki onları, ama aldığında nasıl sevinirdim. nasıl heyecanla açardım paketi ! o paketi açmak ne büyük mutluluktu benim için. ve oyuncakla beraber gelen o hayaller, oyunlar...

unutamıyorum bazı şeyleri. her geçen gün surlarım daha da yükseliyor. ama o kadar ihtiyaç duyuyorum ki aslında o saf sevgi dolu kucaklaşmaya..
belki de herşey benim elimdedir..
yok değil. olanları ya da olacakları kimse düzeltemez. görmezden gelip bir sonraki fırtınaya kadar mutlu olmak.. tek yapılabilecek bu. kısacası; "kendini kandırmak".

19 Mayıs 2010 Çarşamba

bazen anlatamadığın acılar hisler olur ya, onlardan birini yaşıyorum sanırım. hani an gelir kendi kabuguna çekilip tüm dış dünyadan izole olmak istersin ya, öyle birşey işte benimkisi de. o hisleri söküp atmak istiyorum ama zor geliyor. elimi dahi kıpırdatamıyorum. hep aynı noktada takılıyorum. daha da düşündükçe soğumaya, hissizleşmeye başlıyorum. tüy gibi hafif hissediyorum kendimi ama bi yandan da bi o kadar ağır ki.. tüm vücudum ağrıyor. hep hayalini kurduğum ege'ye gitmek istiyorum herşeyi arkamda bırakıp. sanki orada huzuru bulabilicekmişim gibi hissediyorum. sanki gidince herşey daha da kıymetli olacak, daha değer kazanacak.

gitmek istiyorum artık; ege'ye gitmek...

30 Nisan 2010 Cuma

hafıza.

geçen solfej sınavında hoca 10 kere parcayı çalıp benden söylememi bekleyince farkettim: hafızam geriliyor. evet hissediyorum bunu, sanki yok oluyor! o da farketmiş olmalı ki dönüp şaşırırcasına bana baktı ve sonra büyük bir ciddiyetle "sene sonu sınavında sana 10 kere çalamam aklında tutmalısın, ezgileri bölümlere ayırarak kısa kısa ezberlemeye çalış çok çabuk unutuyorsun dikkatini topla" dedi.
üstünden 1 hafta geçti.. bugün kız kulesine bakarken vapurda bayağı düşündüm. artık bir önceki akşam ne yediğimi dahi hatırlamıyorum. ama biliyorum ben böyle değildim. böyle olmaması gerekir. ben herşeyi hatırlardım. söylenilen sarfedilen cümleleri bile.. hemde kelimesi kelimesine. şimdi ise bambaşka..
artık üzülmemek adına sanki hiç yaşanılmamış hiçbir şey olmamış gibi davranıyorum. bu da unutmamla, aklımda tutmamamla sonuçlanıyor. ama bir yandan iyi olan ya da gerekli olanlar anıları, bilgileri de benden götürüyor. istemiyorum böyle olmasını.. çünkü düzeldim boş şeylerin peşini kovalamıyorum. gerçekten iyiydim, iyiyim..
sadece bugün biraz kendimi yalnız hissettim.