27 Haziran 2013 Perşembe

İç huzur

Yine döndüm dolaştım aynı yere geldim.
Belki de hiç yol almamıştım, ama aldığımı sanan bir insandım. Fakat yol almış olduğumu sansam bile kısır döngü şeklinde yine aynı noktaya gelmiştim sonuç olarak.
En büyük hatam ise, sorunlarımı çözmeden arkamı dönüp kaçmaktı.
Sandım ki halının altına atarsak tozları, pislikleri hem uğraştırmaz temizlikle hem de güzel temiz pak görünür her yer. Sanki hiç "kirlenmemiş" gibi.

Ama malesef öyle olmuyormuş. 
Bir şekilde o sorunlar mıknatıs gibi yine beni yanına çekti. Bu sefer daha güçlüydü. Daha beslenmiş güçlenmiş gibiydi benim yokluğumda.
Kızamıyorum da aslında. Belki de onu canavara dönüştüren bendim.
Elini kolunu bağlayıp, susturabileceğimi, hareketsiz bırakabileceğimi sanan bendim. Halbuki tüm bu çabam onu daha da hırslandırmıştı. Pacman edasıyla önüne gelen her şeyi yemek istiyordu. Her şeye açtı. Kızgındı.
Sevginin, şefkatin ulviliğine inanan ben; onu bir türlü buna inandıramıyordum. "Hep bana!" diye bağırarak önüne gelen her şeyi yok ediyordu...


Sonra günler geçti.
Yediği, yok ettiği şeylerin hiçbirinin aslında karnını doyurmadığını ya da lezzetli gelmediğini farketti. Tamamen bir güç gösterisiydi. Ve sonunda da pes edip yorulmuştu boşuna debelenmekten.
Hemen bu fırsatı kollayıp korkusuzca yanına gittim. Yüzündeki o canavarımsı pacman maskesini atıp gerçek yüzünü görmek istedim. Ağlayan bir kız.. Hali içler acısıydı.
"Ne yapabilirdim ki?" dercesine baktı bana. Farkındaydı aslında her şeyin. Esas farkında olmayan bendim. Onun konuşmasına izin vermeyen, konuşmaya çalışsa da dinlemeyen, bir köşeye itip onu orada yalnız bırakan bendim.
Benim yüzümden olmuştu tüm bunlar.
O zaman benim düzeltmem gerekiyordu.


Sanırım bu ilk yüzleşmemdi onunla.
Daha önceden karşı karşıya gelsem de hep kaçmıştım arkamı dönüp; böylesini hiç denememiştim. Yüz yüzeydik...
Başarılı olup olmayacağımı bilemiyordum. Ama artık ben de tükenmeye başlamıştım, görmemezlikten gelmek beni yiyip bitiriyordu. Denemek zorundaydım. 
Ama farkettim ki bu deneme esas benim için zor olacaktı. Onu karşıma aldığımda nasıl anlatacaktım ki bu yaptıklarımı? Nasıl hesap verecektim? Ne diyecektim onun gözlerinin içine bakıp! Yaptığım tüm yanlışları nasıl kabul edecektim...
Gönül isterdiki, herkesi suçlamaya devam edip kaldığım yerden devam edebileyim hayata. Hiçbir sorunla yüzleşmeyip, arkamda bırakıp gideyim. "Suçlusu sizsiniz!" diye bağırıp camlarına taş atıp, sorumlusu olmadan kaçıp gideyim.
Ne yaşarsam yaşayayım, malesef bugün yaptıklarımın sorumlusu benim. Belki isteyerek belki istemeyerek.
Kendi kendime verdiğim zararınsa haddi hesabı yok.
Herkesin bana gaz verirken ya da överken kullandığı "güçlü" ibaresini yanıma alıp, onu elinden tutup batan güneşin karşısına oturttum.
Beraber güneşin batışını izledik.
"Bu bizim son şansımız. Belki güneş bir daha asla doğmayabilir bizim için kız kardeşim..
  Yaptığım her şey için vicdan azabı duyuyorum ve daha iyi anlıyorum; aslında güçlü olmak dedikleri bu değil.
  Esasında güçlü olmak dedikleri;
kocaman bir kalbi şartsız koşulsuz sızlanmadan taşımak,
en narin en hassas kanatlara birer bebekmiş gibi bakmak,
güzel hayalleri pembe tozlarla değil ruhunla beslemek,
en ufak bir gülücükte, tebessümde, busede yaşayabilmektir.
Günümüzde bunları yapmak zorken, bunu karşılıksız yapabilmektir güçlü olmak. Bir insanın mutluluğunda mutluluk bulabilmektir.
Ben bunları hissederken, hiçbirini yapabiliyormuş gibi gösteremedim.
Ama istiyorum ki bundan sonraki günümüz gelecekse eğer, bambaşka gelsin. Bambaşka yaşayalım. Birbirimizin yaralarını birbirimiz saralım ki, diğer yaralılara biz ilham verelim. Onları biz mutlu edelim. Mutluluğu, onların mutluluğunda bulalım.
İşte o zaman, güneş bizim için tekrardan doğmaya başlayacak.
"


Huylu huyundan vazgeçer mi bilemiyorum ama biz denemeye karar verdik o kızla. İç huzuru, birleşip olması gerektiği gibi tek olup kendimizde aramaya.
İnsanın en başta kendini sevmesi gerekiyordu iç huzuru için. Mutlu olamayan insan, kimseyi mutlu edemezdi ki.
İşte ben ve adam da bunu bildiğimiz için yollarımızı ayırmaya karar vermiştik o gece. Tekrardan birleşmesini ümid ederek...

İç huzuruma kavuştuğumu söyleyemeyeceğim.
Fakat; 
artık hayattaki amacımı, gerçekten ne istediğimi ne beklediğimi çok iyi biliyorum.
En önemlisi kendime itiraf edebiliyorum onun da yardımıyla.
Gerçekleştirebilecek miyim bilemiyorum. Tüm temennim gerçekleştirmek üzerine.
Ve gerçekleştirmek için de, o yaralı kızla bir bütün olup tüm eksiklerimizi tamamlayacağız.
Ta ki o eski ben ve adamı bulabilmek için yollara düşene kadar...









11 Haziran 2013 Salı

Yani



Ne şarkıymışsın be.. 2 senedir çıkamadın hayatımdan. her darlandığımda seni dinler oldum. sözlerini hep kendime yorumladım. kendime çektim ama belki de bencilce yaptım bunu. 

çünkü olabilecek şeyler farken ben olmayacakları seçtim belki de kendimce. işin garibi ise hiç pişman olmadım. ama kendi kendime çok ağır hasarlar bıraktım. belki biraz çenemi tutsam, sabrımı zorlasam, sinirime hakim olsam, etliye sütlüye karışmadan kendi işime gücüme baksam bunların hiçbiri başıma gelmeyecekti.

sanırım en büyük öğrenemediğim ders de bu oldu hayattan. kendim için bir şeyler yapamama.
artık alışkanlık mıdır bilemiyorum. her şeyi başkalarına ya da farklı amaçlara bağlamaya çalışıyorum. herhalde bıraksan beni kendim için bile yaşamam. kendimi sevmiyorum diyemeyeceğim ama sanırım kendimle barışık değilim. dışarıdan bir müdahale bekliyorum sürekli. gökten zembille mesih inecek de hayatımı değiştirecek.. peh.


bütün bunların farkında olan ben, hiçbir şey yapmamaya hala özene bezene devam ediyor. hala kendine değil de farklı şeylere tutunmaya çalışıyor. olmayınca da düşünmeden bırakıp başka bir şey bulmaya çalışıyor. bir türlü yalnız kalamıyoruz içimdekinle. bir türlü karşıma oturamıyor konuşmak için. sürekli konuşmamak için orayla burayla ilgileniyor, bahaneler buluyor.
bir alıp karşıma konuşabilsem belki çok şey duyacağım ondan. ama olmuyor malesef.. ben de istemiyorumki demek zorlamıyorum ve sabırla bekliyorum. 


az kaldı ama hissediyorum.



15 Mart 2013 Cuma

For you - Angus & Julia Stone

Uzaktan seviyorum seni
Kokunu alamadan
Boynuna sarılamadan
Yüzüne dokunamadan
Sadece seviyorum
Öyle uzaktan seviyorum seni
Elini tutmadan
Yüreğine dokunmadan
Gözlerinde dalıp dalıp gitmeden
Şu üç günlük sevdalara inat
Serserice değil adam gibi seviyorum
Öyle uzaktan seviyorum seni
Yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden
En çılgın kahkahalarına ortak olmadan
En sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan
Öyle uzaktan seviyorum seni
Kırmadan
Dökmeden
Parçalamadan
Üzmeden
Ağlatmadan uzaktan seviyorum
Öyle uzaktan seviyorum seni
Sana söylemek istediğim her kelimeyi
Dilimde parçalayarak seviyorum
Damla damla dökülürken kelimelerim
Masum beyaz bir kağıtta seviyorum.

Cemal Süreya

27 Ekim 2012 Cumartesi

Hurricane

Ne başlık bulabiliyorum ne de yazacak bir şey.. Sadece eski yazdıklarıma bakıyorum, "Ne kadar da çabuk geçmiş zaman" diyorum.. Kalakalıyorum.. İçimde bir şeyler kıpırdanıyor. Sonra "Boş ver, içe atmaya devam" deyip kestirip atıyorum.

Zaman çok çabuk geçti ama.
Kırgınlıklar, nefretler, yaralar, üzüntüler.. Hasar bıraktı hepimizde. Tecrübeler çok ağırdı.
Ama zaten yaşamın kendisi bu değil miydi?
Hep en baştan başlamak. Hep daha iyisini yapmak. Yenerken de yenilirken de.
Bizi biz yapan öğelerdi bunlar.
Doğru yolu bulmak için yaptığımız seçimlerdi.


Şimdi gün geçtikçe duruluyoruz.
Enerjimiz azalıyor.
Üstüne "yaş" denen faktör geliyor.

ATP azlığı yaşıyoruz.
Ve de zaman sıkıntısı..

Her geçen gün, daha bir robotlaşıyoruz.
İçe dönemiyoruz.
Dışa dönük yaşamayı tercih ediyoruz.
Seçtiğimiz maskeleri takıp dolaşıyoruz.
Ama onları çıkardığımız gün, belki de idamımız olacak gün.
Sevemiyoruz çünkü kendimizi.
Halbuki her birimiz bir mucize değil miydik bu dünyaya gelen?

Zor zamanlar geçirdik.
Lütfen pes etme.
Güne gülerek başla.
Nefes aldığını hisset.
Hala var olduğunu.
Hayat aslında para pul maske değil.
Hayat aslında var olmak. Her şeyin farkında olmak. Bir yağmur damlasından tut da, uçan kuşa kadar farkında olmak.


Ben ve benim gibiler, sen ve senin gibiler; farklı olmaya geldik. Ama her geçen gün daha da zorlaşıyor bizim için.
Olsun.

Yenilsen de kazansan da üzülme. Hepsi geçici.
Kalbin kan pompalamayı bıraktığı an yoksun bu dünyada. Bu boyutta.
Kalbin çalıştığı için şükret, vücudunda akan kanı hisset.
Onca insan ölürken sen yatağında yatarken sıkıntı ya da huzurla, dökülen kanların bir önemi olsun.

Hayat zor.
Zorlaştırılmış daha doğrusu.
Ama güzelliğini kimse bozamaz. Senden başka.
Bozma.
Pes etme.
İnan; her şey güzel olacak. 

10 Şubat 2011 Perşembe

Çok eskilerden: "i'll always remember the chill of november.."

evet, senden yardım istemiştim. sanki böyle olacağını bilmiyormuşcasına..
içten birşeydi benim beklediğim; yalan değil.
gerek de yoktu zaten. neden olduğunu da hiç anlayamadım, tıpkı ben yaşananlara son verdiğimde takındığın tavır ve hareketler gibi. ne gerek vardı herşey güzellikle halledilebilirken.. biz koskoca insanlar olmusken? sanırım tam tersine daha da küçülmekteyiz..
hayır, kızgın değilim.
olamıyorum, olmak için de çaba harcamıyorum. senelerin hatrını çoktan yedim bitirdim ben. bu içten gelen bir duygu. engellemiyorum kendimi. sadece, "ya eğer yanlış anlaşıldıysam?" diye endişeleniyorum.

değişmişsin gerçekten.
kalp kırma işinde ustalaştığın bir gerçek. neyse ki alışkınım ben. koymadı o yüzden..
üzüldüğüm şey, yapmak isterken neden istemediğini yaptığın. buna anlam veremedim işte. en ufak bir şekilde sana zarar gelmeyecekti; buna en başta ben izin vermezdim.
gel-gitler içinde değilken sen, bir daha arkana bakmamak üzere gittin. ben ise olgunlaşmanı, uzun süren git'lerinin bitmesini ve hayatın bana oynayacağı oyunları bekliyorum. bu sefer eski duygu'lardan uzak, kin tutmadan.. çünkü ben kaderimi böyle çizdim. istediğin kadar yıl geçsin, inan sorun değil,ama ben bu yoldan geçeceğim. bu sefer kıyılara vuran dalgalar olacak ben seninle konuşurken günbatımında. hayatı tartacağım belki de senin hiç sahip olamadığın o terazide. çiçek kokusu istemiyorum. yosun kokusu iyidir geçmişi gömmek için. ama kumlara değil. yüreğimin taa derinliklerine..
beyaz sayfamdaki mürekkep lekesinin silinmeyeceğini öğrendim ben.
ama biliyorum şöyle bir denizde gezdirsem,lekenin gideceğini.
bunun güçsüzlükle alakası yok. bilirsin en ücra köşelere saklanabilirken ya da yırtılıp yakılıp çöplere atılabilirken,onu kucaklayan ve kurtaran denize emanet ederiz geçmişimizi. denizin üstündeyken, uzaklara bakarken anlarsın asla hiçbir şeyin geri gelmeyeceğini ve her şeyin mevsimler gibi değiştiğini. günü yakalama çabasında da olsan vardır hep bir geçmiş aklının bir yerinde.
korkma.
dedim ya kızgın değilim diye. üzülme de. biten her ne olursa olsun, güzel bitmeli. senelerin hatrı için değil, kendime ve yaşadıklarıma duyduğum ve daha da fazla duymak istediğim saygı için. kabuslardan uyanıp ışıklı yollarda yürüyebilmek için.
aynalara bakıp gülümseyebilmek, yalan söylememek için...
hangi mevsim olduğu önemli değil.
mevsimler geçer,mevsimler değişir..
kasım'ın o dondurucu soğuğu kendini baharın ılık esen rüzgarına bırakır. o rüzgarla gel işte korkmadan. özgür ol yine o rüzgarla. bu sefer elimizdeki değil, kalbimizdeki kutuları gömelim yosun kokusuyla..


"dün sabaha karşı kendimle konuştum
ben hep kendime çıkan bir yokuştum.
yokuşun başında bir düşman vardı
onu vurmaya gittim, kendimle vuruştum. (Ö.A.) "

I wonder, who's crying now ..

Ne kadar çabuk geçiyor zaman değil mi? Herkes ne kadar çok zorluklar yaşıyor.. Bu zorluklar içinde kaçımız empati kurmayı becerebiliyoruz acaba? Kaçımız,  "Acaba karşımdaki doğru söylüyor olabilir mi?" diyoruz ? Defalarca birbirimizi kırmaktan usanmıyoruz. Bu hayat bizi o kadar bencilleştirdiki.. Ve bu "kır-yapıştır"larla kaşarlanıp o kadar hissizleştikki..  Her seferinde affedip tekrar bekliyoruz içimizdeki kini kusmayı, ya da karşımızdaki tarafından kusulmasını. Mutlu olmak bizim için çok zor artık. Farkında olmak kadar acı birşey yok gerçekten. Hiçbir şeyi fark etmemek, umursamamak, sürekli harcamak daha güzel. Belki bencilliğin daniskası, ama yalan yok, çok güzel. 
Ne zaman akıllanacağız bilmiyorum. Kırılmaktan iki büklüm oldum artık. Yanlış anlaşılmaktan, hemen yargılanmaktan, aşağılanmaktan, hakaretlere maruz kalmaktansa bıktım. Yinede, bekliyorum. Neyi beklediğimi çok iyi bilerek bekliyorum. Artık o tezcanlı kız değilim. Büyüyorum. Bugüne kadar sabrettiğim,emek verdiğim şeyin bir anda elimden uçup gitmesine asla izin veremem. Hani hep derler ya "Gün gelir devran döner", ya da çoğu filmde dizide konusu işlenir; işte gerçekten o gün gelecek hissediyorum. 
Bir yandan düşünüyor insan, "Gelse ne olacak?" diye. Karşındaki insan olduğunu fark edecek mi ? Oturup düşünecek mi? Birilerine bir şey anlatmak için illa kötü bir şey mi gelmeli başa, bunu hiç anlamış değilim. İnsanlar sanırım yüzleşmekten korkuyorlar. Korkuyorlar, çünkü onları haksız çıkaracak şeyler var karşı tarafta. Kim ister ki deli gibi saldırıya geçmişken haksız bulunup durdurulmayı. Ne kadar zevklidir o kırılan kalbin sesini duymak.. Ah nasıl bir hazdır o! O hazla büyük bir cesaret gelir insana, daha da ileri gider. Sanki kör gibidir, sanki sağır.. Dış dünyaya kapalı, o an için tanımadığın biri karşında durur tüm kiniyle. Hem ona hem yaptıklarına acırsın. 
Peki karşımdaki hiç mi üzülmüyor? Beni boş yere haksız yere düşüren insan daha sonra üzülüp "Beni üzdü barışmaya gelmedi" de diyecek mi? Yine bencil mi davranacak? Yoksa benim halimi düşünüp ağlayacak mı benim gibi ? Kim haklı çıkacak?! Kimse veremez ki bana bunun cevabını.. Herkes kendini düşündükçe, empati kurmadıkça kimse veremez bunun cevabını.. Herkes doğru çünkü bu zamanda. Herkes kendini birilerine doğrulatma, ispatlama çabasında. Kimse kimsenin umrunda değil. Açık ve net. Bir şeyler yapmaya yaratmaya çalışırken tüm iyi niyetinle, yine kendini kapı önünde buluyorsun. Ne var ki hayat bu işte. "Yap ve boz"lardan ibaret. İstemesen de ama, itinayla yapılır ve bozulur...

Beni dinlemeden, anlamadan konuşup parçalara bölüp ahımı alan herkese.. Mutsuz günler efendim!

7 Kasım 2010 Pazar

breathe me.

Help, I have done it again
I have been here many times before
Hurt myself again today
And, the worst part is there's no-one else to blame.